Yokluğun işportada yok(!) pahasına satılık




"Yokluğun işportada yok(!) pahasına satılık" Saatler alınmış sözlerimden biraz Zaman seninle sensizliği ayırt edemiyor artık Merdiven altından geçince uğursuz Yaz Güneş öfkeyle belden aşağıma vuruyor -kuraldışı Diyor ki yumruğunu sıkmak bazen işe yaramaz Tanrı'nın gündemi yoğun Figürana çeviriyor yarattığı tüm başrol oyuncularını Hayatın boynu kıldan ince zaten biliyorsun Yine masallarımı kilitliyorum alnımın çatı katına Bir kibritlik canı var kahramanlarımın görüyorsun Hüznüm diri diri gömüyor dört kollu tahta adamları İstanbul yüzü tanınmaz halde yanı başımda Kumdan kalelerimin surlarında dalgalara direniyorum Zorluyor kapılarımı kuduz teşhisli köpekbalıkları Meğer aşk; dişinin kovuğunu doldurmamış hiçbirinin Ay'dan izin isteyince yakamozum Nevri dönmüş sanki koynundaki fahişe denizin Peki, en çok kim ağlamıştır Titanik' in tayfasına? - Tabi ki kuşe kâğıttan gemileri yakılmış çocukluğum

Gözlerindeki yılanın katilini kanıtlayan tek kare fotoğrafla Üçüncü sayfalara manşet olmuş gölgelerimizin orgazmı

Hala mı gömlek değiştirir gibi seviyorsun Yalanlarını üzerinden soyun öyle gir yatağıma Şairce seviş benimle ellerin kafiyelerimi bulsun Tenimde sokağa sal dokunuşlarını Avcumun sınırlarını ihlal et avcunun sınırsızlığıyla Ruhunu göğsümden boşluğa bırak uçurumumda uyusun Omuzlarıma eşit dağıt saçlarının dökülen yapraklarını Yükle yalnızlığının bütün gri bulutlarını sırtıma Vücudum yağmur sonrası toprak koksun Dudaklarıma düşür sesinin lehçesi bozuk yıldırımlarını Nefes al-ver(me) kulağımın vurdumduymazlığında Çığlıklarınla besle içimdeki güvercin uğultularını Dizlerimin bağını çöz bacaklarım kurtulsun Sırra kadem bas ya da kasıklarımın çıkmazında Hiç tutmadın mı kirpiklerinde bakışlarımın sabıka kaydını Kabuğunda sadece N vitamini bulunduran yaralarıma Ağzını açmayan o bıçağı daya hadi ne duruyorsun? Su bazlı kanımın rengine boya etinin saten duvarlarını Parmak izlerin henüz işlenmemiş cinayetimde aranmakta Öldürmeye yeltendin ya Sen'i; senin canın sağolsun

Belki de şiirin burasında gitmelisin he ne dersin?

Dağınık kalsın kalp odacıklarının eşyaları Ama iyodu eksik gözyaşlarını yanaklarından topla Pencereden at sana emanet duygularımı Küfürler savur çekmecene gizlediğin varlığıma Naftalinle gülüşlerinin az kullanılmış duvağını Katla evcilik oyunlarını kaldır sandığına Aynana sor 'Huzur' kelimesini nereye koyduğunu Rafta unutma vedalardan edindiğin hoşçakal'ları Usul usul kolilere dizerken kendi sonunu Valizinde yer ayır benim mahşer kalabalığıma da Delinin biriyim dünyanın en eğlenceli mesleği benimki Sense asırlardır en eskisini icra ediyorsun sevgili..

Mehmet Turan FELEK

Merhabalar ben Mehmet Turan Felek kısaca Metufe. İletişim yada Sosyal Ağlar sayfasından bana ulaşabilir. Dilerseniz de Hakkımda sayfama göz atabilirsiniz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder