Beyaz Geceler Diyarı Rusya

Ruslara göre büyük, bize göre deli olan Petro, 1700’lerde Baltık Denizi kıyısında 4o’tan fazla ada üzerine muazzam bir şehir kurmuş. Bataklıktan ıslah edilmiş bu kent; kanalları, barok binaları ve köprüleri ile büyük devrimler, kuşatmalar, savaşlar sonrasında bile o kuzeyli zerafetini korumuş.

Çar Petro’nun -ki bence de Deli Petro, imkânsız denen pek çok şeyi hedefleyip başardığı için çılgın anlamında-Batı’dan esinlenerek yaptırdığı bu şehirde Avrupa ve Rus öğeleri iç içe geçmiş durumda. Petrograd, Leningrad, St.Petersburg, adına ne derseniz deyin...

Beyaz Ceceler’in o inanılmaz kenti... Dingin Neva Nehri, üzerindeki köprüler... Puslu hava... Biraz içine döndüğünde insan, kendini bir Dostoyesv-ki romanında gezerken buluveriyor. Şehir, Rus edebiyatını sevenler için tam bir cennet. Pek çok yazarın evi müze haline getirilmiş ve çok güzel uygulamalarla fanatik okurlara unutulmaz heyecanlar yaşatıyor.

Beyaz Geceler Diyarı Rusya

Bu yazar evleri aslına uygun olarak yeniden düzenlenmiş, ancak orjinal parçalar da bulunuyor. Bunların gerçekten yazara ait olduklarını içinde durdukları küçük camekânlar-dan anlıyorsunuz. Dosto-yevski’nin Karamazov Kardeşleri yazdığı ev örneğin.

Dar bir sokakta, kasvetli binalar arasındaki o evde Dostoyevski’nin meşhur şapkası karşılıyor gelenleri. Kulağınızda sesli rehber usul usul evi gezerken, sizi o gece orada unutmaları için dua ediyorsunuz ve hissediyorsunuz ki Dostoyevski Yeşili diye bir renk var. Puşkin’in çalışma odasında, onun el yazıları arasında yürümek, Na-bokov’un kelebek koleksiyonunu izlemek, Harikalar Diyarı’nda dolaşan Alice gibi hissettiriyor kendinizi. Ancak dışarı çıktığınızda yüzünüze vuran o soğuk havayla birden, gayet gerçek olan St. Pe-tersburg’la karşılaşıyorsunuz.

Yalnız, bu ülkede soğuk sadece turistleri üşütüyor gibi. Siz, sadece gözler görünecek şekilde sarınmışken, yanınızdan yaka bağır açık bebekler, mini etekli kadınlar geçiyor. Siz de tam bir Türk annesi edasıyla, bebek arabalarında rüzgâra karşı sürülen o çeliklenmiş çocuklar için, “Ay en azından yakalarını biraz kapatsalar” demekten alamıyorsunuz kendinizi, zira verdiğiniz nefesiniz kristalleşerek avcunuza dökülmek üzere. Yazar müzelerinin yanında bir de sanat ve tarih müzeleri var ki onlar da inanılmaz.

Rus Devlet Müzesi, Leningrad Kuşatması Müzesi ve tabii Hermitage. İtalyan asıllı mimar Rastrelli tarafından yapılmış olan Hermitage, bir yanı geniş bir meydana diğer yanı Neva’ya bakan bir binalar kompleksi ve en etkileyici kısmı ise Çar’ın kışlık sarayı. Bilettir, vestiyerdir, güvenliktir derken müzeye zorlu bir girişin ardından, o “çarlara lâyık” ihtişam atmosferine siz de dahil oluyorsunuz. Eski saray, yeni müze bu yapıda dolaşırken ne yöne bakacağınızı şaşırıyorsunuz. “Her eserin önünde şu kadar saniye dursan, müzeyi gezmen şu kadar sürer” efsaneleri süredursun, tavana mı bakayım yere mi, duvarlara mı bakayım eserlere mi, resimlere mi heykellere mi derken ayaklarınıza karasular iniveriyor.

Beyaz Geceler Diyarı Rusya

Dünyanın Louvre’dan sonraki en büyük müzesi kabul edilen Hermitage’da, şimdiye kadar adını duyduğunuz neredeyse tüm ressam ve heykeltraşların eserleri mevcut. Üstelik bu eserler, o meşhur Leningrad Kuşatması’nda şehirden zorlu koşullarda kaçırılarak, farelerin istilalarından kadrolu kediler çalıştırılarak yıllar.

Mehmet Turan FELEK

Merhabalar ben Mehmet Turan Felek kısaca Metufe. İletişim yada Sosyal Ağlar sayfasından bana ulaşabilir. Dilerseniz de Hakkımda sayfama göz atabilirsiniz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder